Sonsuz Şefkatin Aynası Annem

Zeynep EREN BİLGİN
Zeynep EREN BİLGİN

 

                  Cânımın Cânı, Gönlümün Sultanı, Gözümün Nuru, Gönlümün Sürûru Güzel Anneciğim,

             Melek yüzlü, tatlı sözlü, şefkat özlü, hayata gelmeme vesile olan yüce kadın!.. Sana mektup yazmamı istedi öğretmenim. Ne yazacağımı, nasıl yazacağımı düşündüm önce… Ben bu mektubu hem sana hem de senin nezdinde bütün annelere ithaf etmek istedim, müsaadenle…

             Anneciğim, dün “Anneler Günü” idi. Neyi düşündüm, biliyor musun? Dünyada “ilk anne” olma şerefine ermiş insanı… Evet, insanlığın annesi: Hz.Havva’yı düşündüm. Her şeyin ilki zordur derler ya, Hz. Havva için de anne olmak zor muydu acaba? Önünde ne bir model vardı ne de bir anne!.. Hz.Havva’nın annesi yoktu ama o evlatlarına ne güzel annelik yapmıştı. Sonra Hz. Asiye geldi zihnimin ağlarına takıldı bir anda. Eşi Firavun’un, doğan bütün erkek çocuklarının öldürülmesini emrettiği bir çağda nehirde yüzen beşiği görüp içindeki bebeğe, Hz. Musa’ya, kucak açarak onu sarayda nasıl yetiştirdiğini düşündüm. Onu gözü gibi sakınarak zamanın zalimlerinden olan eşi Firavun’un kötülüklerinden nasıl korumuştu acaba? Hz. Musa’ya peygamberlik verilince ilk inanan da yine o olmuştu. Hz. Musa’nın annesi sayılırdı bir yerde.  Kur’an’da övgüyle anılan bu sabır timsali değerli kadına hayranlığım bir kat daha arttı.

Ya Hz. Meryem’e ne demeli anneciğim? Bir peygambere annelik etme şerefine nail olan kutlu kadın! Hanne kızı Meryem. Oğlunu babasız dünyaya getirmesi ve yine babasız büyütmesi, iffetine gölge düşürmeden… Kendisine atılan iftiralara rağmen sukût eylemesi ve Rabbine sığınması…  Hiç kendine sığınanı yardımsız bırakır mıydı Rahman? Bırakmadı da. İncinmiş gönlünü feraha kavuşturup onun için Kur’an’dan ayetler göndermişti yaradan. Ona verdiği değeri Kur’an’da da göstermiş, ismiyle anılan bir sûre indirmişti: Meryem Sûresi.

Sonra Âmine Hatun’u düşündüm canım annem! Kâinatın Efendisini taşıyordu karnında. Allah ona ne güzel bir emanet teslim etmişti! Kim istemezdi ki o güzeller güzeline anne olmayı? Hz. Âmine’nin sözleri çınladı kulaklarımda:  “Ben başka kadınlar gibi gebelik zahmeti çekmedim. Gebelerde olan ağrıları duymadım. Fakat gece rüyamda biri gelip: “Ey Âmine! İyi bilmelisin ki sen âlemlerin hayırlısına hamilesin. Doğduğu vakit adını ‘Muhammed’ koyasın.” dedi. Âmine Hatun da babasız büyütmüştü göz bebeğini, ciğerpâresini. Yavrusu doğmadan vefat etmişti babası, kendisi de ancak yavrusu altı yaşına gelene dek ona annelik yapabilmişti. Annelik nasıl bir duyguydu canım annem?

        Fatih Sultan Mehmet’in annesi Hüma Hatun’u düşündüm sonra. Ne güzel yetiştirmişti oğlunu. Daha on dokuzunda tahta geçmiş yirmi birinde “İstanbul’un Fatihi” ünvanını almaya hak kazanmıştı İkinci Mehmet. Hamileliği boyunca hiç evden çıkmamıştı Hüma Hatun; hem oğlunu hem de kendisini kem nazarlardan korumak adına. Birçok dil biliyordu aynı zamanda Hüma Hatun. Oğlu Mehmet de kıymetli hocası Akşemsettin’den önce anneciğinden almıştı ilk terbiyesini, eğitimini… Anneler ilk öğretmenlerdi. Sen de benim ilk öğretmenimdin annem. Her şeyi evvela senden öğrendim ben. Okumayı da bana sen sevdirdin, okutmayı da… Ne olursa olsun vazgeçmeden çabalamayı da..

 

Ne çok özledim seni bir bilsen!.. Başımı dizine koyup saçlarımı okşamanı; “Ortanca Çiçeğim” deyişini… Soğuk kış gecelerinde başucuma gelip elini alnıma koyardın ya hani; hani benim soğuk havalarda şiddetli baş ağrılarım olurdu ya, dualar okurdun ya başımda… O pamuk elinin alnımdan ayrılmasını hiç istemezdim annem. Sen elini kaldırınca yine başım ağrıyacak sanırdım.

Göresel: Gülsemin Velidedeoğlı

                Annem, canım annem! Büyüklerimiz ne güzel demiş ne doğru söylemişler:

                “Ana başa tâc imiş, her derde ilaç imiş, / Bir evlat pîr olsa da anaya muhtaç imiş.”

        Ne çok özledim seni bir bilsen!.. Başımı dizine koyup saçlarımı okşamanı; “Ortanca Çiçeğim” deyişini… Soğuk kış gecelerinde başucuma gelip elini alnıma koyardın ya hani; hani benim soğuk havalarda şiddetli baş ağrılarım olurdu ya, dualar okurdun ya başımda…   O pamuk elinin alnımdan ayrılmasını hiç istemezdim annem. Sen elini kaldırınca yine başım ağrıyacak sanırdım.

          Annem, odayı ısıtan sobanın üzerine koyduğun kestanelerin pişmesini izlemek ne büyük zevkti benim için! Hatta bir gün benim için diktiğin karpuz kollu elbisemi giyip sobaya yaklaşmış, sobanın üzerinde kavrularak açılmaya başlayan kestaneleri izlemeye dalmıştım. Fazla yaklaşmış olmalıydım ki sobaya, bir anda feryâd-ı figânı basıp ağlamaya başlamıştım. Hemen koşup gelmiştin mutfaktan: “Ne oldu kızım, bir yerin mi yandı yavrum?” diye sormuştun, o müşfik sesinle. Ben de elimin tersiyle gözyaşlarımı silerek elbisemi göstermiştim. “Anne, elbisem yandı.”diyerek ağlamıştım sonra.

        Geçen gün gömleğimi ütülemeye koyuldum. Bir yandan ütü yapıyor diğer taraftan da çalmakta olan radyoyu dinliyordum. Hangi parça çıksa beğenirsin? “Ne zaman bir hicran bestesi duysam/ Gözlerim meçhule dalıyor anne!..”  Gözlerim doldu bir anda, duygusallığım da üzerimdeydi yine, gayri ihtiyari gözlerimdeki yaşlar yanaklarımı okşayarak ütülemekte olduğum gömleğin üzerine düştü damla damla …

     Cefâkâr annem, senden uzakta olmak o kadar acı veriyor ki bana…Her şeye alıştım bu havası sert, insanı mert şehirde ama senin yokluğuna alışamadım bir türlü…  Gurbet zormuş annem! Fikrimde, zikrimde hep sen varsın. Hatrımda, kalbimde hep sen varsın.  Biliyorum ki sen beni, benim düşündüğümden daha fazla düşünürsün. Ömrünün sonuna kadar da biz evlatların için endişelenirsin. Biz senin hakkını nasıl öderiz annem?

      Annenin kalbine kendi sonsuz rahmetinden, şefkatinden damla akıtmıştır Rabb. Anne olmayan bir kadın bilmez bu şefkati, rahmeti, çocuklarına kendini adamanın ne demek olduğunu… Tâ ki o kutsal emaneti rahminde bulana dek…  Kuluna ruhundan üfleyerek hayat verirken Rab, annelerin kalbine de rahmet damlalarını yağdırır. İşte o zaman kadın, bedeniyle beraber ruhuna da annelik elbisesini giyinmiş olur.

      Anneciğim; sen ki ne yapılırsa yapılsın asla hakkı ödenmeyecek olan karşılıksız sevginin, fedakarlığın bînihaye şefkatin sembolüsün. Sen ki ömrünü çocuklarına adayan kadınların sultanısın. Sen sadece bizim için gözyaşı döküp dua etmezsin. Gönlün öyle engin, öyle yüce ki… Gazze’de öldürülen masum çocuklara da Afrika’da açlıktan ölen sâbilere de yaşlı gözlerinle dua edersin… Ümmetin kimsesiz yetimlerine de sevgiyle kucak açarsın…

         Annem, öğrendim ki iki şey asla terk etmezmiş insanı: biri yanındaki annesi diğeri kalbindeki yâresi. Sen her zaman benim yanımdaydın annem, şimdi yanımda olmasan da biliyorum ki dualarınla benimlesin, yanı başımdasın.

       Anne olmak, yavrusunu dokuz ay karnında taşımakla kalmayıp ömrünün sonuna dek de yüreğinde taşıyabilmekmiş, Kelâm-ı kibârdandır hani; “Ana kucağı, cennet bucağı” İnsanın içini ısıtan ne güzel bir söz!..

      Anne olmak adanmışlığı baştan kabul etmekmiş. Ben bunları senden öğrendim, sende gördüm anneciğim.  Ayaklarının altına cennet serilen güzel annem!..

        Sen ki toplumun işlenmeye layık en kıymetli cevherisin; sen ki ömrünü çocuklarına adayarak hayat süren mübarek kadınsın; sen ki duası Allah katında en makbul olan yüce insansın. Benim canım, vefâkâr anneciğim!

        Sen ki bizlere hayatta dimdik durmayı, yaradandan gayrısına eğilmemeyi; bütün meşakkatlere rağmen yıkılmamayı fevkalade sabrınla ve sarsılmaz şahsiyetinle gösterensin. İyi ki benim annemsin, her şeyimsin!..                                                                                                             

Meslek Dersleri Öğretmeni/E. Saraç İmam Hatip Ortaokulu