Gardırobun kapısı bir açılıp bir kapanıyor. Askılar tak tak birbirine çarpıyor. Bu sesi tanırım. Annem ne giyeceğine karar veremediğinde dolapta ne varsa ortaya döker. Zihnindeki karmaşa odanın ortasında devam eder. Kıyafetleri aynanın karşısında tek tek dener. Onun bu enerjisine daima hayret ederim. Nasıl da üşenmez!
Şimdi sıra en korktuğum kısma geliyor. Giysilerle savaşı bittikten sonra benim ne giyeceğimi soracak olması.
Yaren, diyor. “Karar verdin mi kızım ne giyeceğine.”
Sanki biz bunu konuşmuşuz da ben ona fikrini sormuşum gibi. Her zamanki taktiği.
“Verdim anne. Bugüne bugün otuz bir yaşındayım ve bir misafirlikte ne giyileceğini biliyorum.”
Ben kafamda vereceğim cevabı imbik imbik süzerken annem elinde bir yığın elbiseyle karşıma geçmiş bile. Parlement mavisi bana çok yakışıyormuş ama vişne rengi de çok trendmiş. Aslında benim hep canlı renkler kullanmam gerekiyormuş.
Elindeki parçalara bakıyorum. Yakınlarımızın düğünlerinde annemin zoruyla alınmış, giydiğimde bütün gece surat asmama neden olmuş elbiseler. Annem, yüzünde ümit ifadesi hafiften silinmiş, biraz yorgun gözlerle bana bakıyor. Bu, “bunları giydiğinde senin de bir talibin çıkabilir” bakışı. Yüzüme söyleyemese de anlıyorum. Onun hayalinde halamın Instagram güzeli kızı Pelin var. Takıp takıştıran, süslenip püslenen, modayı takip eden, yakıştırıyor da hani.
Anne, diyorum. “Ben giyeceğim kıyafeti hazırladım.”
Göz ucuyla yatağımın üzerine koyduğum elbiseye bakıyor. Yüzündeki hayal kırıklığı boşlukta hissedilebiliyor.
Tamam o halde, diyor. “Hazır olduğunda çıkarız.”
Bugün Asena’nın nişan bohçaları gelecek. Bütün akraba kadınları orada olacaklar.
Asenalardayız. Tahmin ettiğim gibi, herkes kına gecesine gelir gibi giyinmiş. Annem keyifsiz. Üzülüyor kadıncağız. Onca çeyiz hazırladı ama kızını evlendiremedi bir türlü. Benden gizliyor ama telli babaya gittiğini kuzenimden öğreniyorum.
Erkek evinden gelen bohçalar evin salonunda görücüye çıkmış. Asena, bir sergi küratörü ciddiyetiyle hediyelerini tanıtıyor. Sergi dediysem abarttığımı sanmayın. Ayakkabılar camekanın içinde, çantaları ayrı bir camekanda. Yeni moda böyleymiş. Makyaj takımları, havlu takımları… Aman Allah’ım, bohça bohça hatta valiz valiz hediyeler. Yengelerim mest olmuş haldeler. Annem göz ucuyla bana bakıyor; ilgilenip ilgilenmediğimi anlamaya çalışıyor.
Haydi kızlar, diyor Asena, “albüm hazır.”
Sevinç çığlıkları eşliğinde odaya geçiyoruz. Asena çocuklar gibi şen. Benim için en korkunç an başlıyor. Başkalarının albümlerine bakmaktan hep nefret etmişimdir.
Dini bir merasimde gibi yan yana diziliyoruz. Asena etrafını süzüyor. Hepimizin kıyamda hazır beklediğini görünce “işte başlıyoruz” diyor ve elinde kocaman bir albüm ile aramıza geçiyor. İlk sayfayı ağır ağır çeviriyor. Yine bir çığlık:
“Asena ne kadar güzel olmuşsun!”
“Elbisene bayıldım!”
“Şahane!”
Ben ise bu sınırsız coşkuyu anlamaya çalışıyorum. Asena ile Remzi -yani müstakbel damadımız- ağaçlık bir alanda. Naturel takılıyoruz mesajı vermek istemişler. Asena yüzünü Remzi’nin sırtına dayamış veya Remzi sırtını Asena’nın yüzüne.
İlk tahminim doğruysa, Asena ataerkil bir yuva kuracaktır. Remzi’ye sonsuz güveni vardır. Üç tane çocukları olur. Asena hep mutfaktadır.
İkinci ihtimal, Remzi Asena’yı yüzüstü bırakabilir. Zaman içinde şiddet yaşanabilir. Bu durumda Asena kadın sığınma evine gider mi bilinmez.
“Sen ne diyorsun Yaren abla?”
Kuzenimin sorusuyla gerçek dünyaya dönüyorum. Şu anda en mühim mesele Asena’nın elbisesi.
Çok yakışmış canım, diyorum. “Bence bunu her zaman giymelisin.”
Elbisesinin altındaki tarlatanın onu olduğundan daha kısa ve kilolu, topuzlu saçın ise daha yaşlı gösterdiğini de söylemiyorum. Tam da annemin istediği gibi uyumlu bir şekilde cemiyete katılıyorum.
Sıra toplu çekilmiş aile fotoğraflarına geliyor. Asena, resimdekileri tek tek tanıtıyor: eltisi, eltisinin oğlu, görümcesinin kızı… Kuzenimin düğünü dışında hiç görmeyeceğim insanların geçmişini öğreniyorum. Etrafıma bakıyorum. Herkes merakla dinliyor. Yorumlar yapılıyor.
Yeterli olmasa bile tezim için epeyce bilgiyle donandığımı hissediyorum ve doktorayı tamamlayacağımı.

