Tuhaf Bir Gecede

Fatma Gül Temel Ağçoban
Fatma Gül Temel Ağçoban

Kâtip kapıyı biraz zorlayarak açtı: “Buyurun, bir isteğiniz olursa ben aşağıdayım.” İki adam kapının önünde, odanın sağını solunu tedirgin gözlerle tarayıp içeriye adım attıklarında parkeler uzun zamandır uykudaymışçasına esneyerek gıcırdadı. Kalın kadife perdeleri duvar dibine kadar kapalı odanın loş ışığında, sağda bir ranza ve karşısında duran yatağın karaltısından başka pek bir şey görünmüyordu. Yatağın yanında köşeye çökmüş de sanki kımıldatılamaz gibi görünen bir karartı daha vardı. Yusuf ışığı yaktı, gözleriyle odayı tekrar tekrar kolaçan etti. Karanlık, odadan çok fazla bir şey gizleyememişti. Yatağın yanında duran yuvarlak dökme demirden cismin sehpa mı, masa mı olduğunu anlayamamıştı. Yüzyıl dursa bile yerinden oynatılma ihtimali olmayacak kadar bu odaya aitmişçesine ortama bir ağırlık katıyordu. Sağından solundan dökülen siyah boyalarına bakılırsa nice zamandır el değmemişti. Pintice döşenmiş bu oda, insanın basit ihtiyaçlarını karşılayabilecek ölçüde miydi? Emin olamadı. Homurdanıp duran parkeler kararmış ve odayı kasvetli bir hâle büründürmüştü. Duvarlar bir nebze bu kasvetli havayı dağıtmak istercesine açık sarı renge boyanmış olsa da beklenen etkiyi yaratamamış gibiydi. Hatta bu hâliyle yılların kirini pasını sırtlanmış, onlarca gelen giden yabancının izini gizleyememişti. Genzi yakan nem kokusunu hissetmemek mümkün değildi ayrıca.

Yusuf, bu yaşlı mekâna alışmaya çalışırken bir yandan da oda arkadaşına kaçamak bakışlar atmaktan kendini alamamıştı. Bu küçücük odada bir yabancıyla geceyi geçirmek zorunda oluşu, insanı kendine yaklaştıran tuhaf bir duygunun filizlenmesine sebebiyet vermişti. Uzun boylu, yapılı bu esmer adamın nasıl biri olduğunu merak etmiyor değildi gerçi. Ancak bu yabancı, ciddi ve sert duruşuyla kendini iletişime tamamen kapatmış görünüyordu. Yusuf söze başlamak istiyor ama onun, kabuğuna dokunulan bir kaplumbağa gibi kafasını daha da içine çekmesinden korkuyordu. Yine de tüm cesaretini toplayıp bu yabancının sessiz duruşuyla etrafında yükselttiği duvarları bir an evvel aşmak istedi. Bu yabancının doldurduğu kasvet yüzünden oda daha bir basık hâl alıyordu. Biraz olsun sohbet edebilirse iş değişir miydi?

— Ben Yusuf.

— Ekrem ben.

— Memnun oldum.

Sesinin kalınlaştığını, boğuklaştığını hissediyordu. Odayı hemen bölmek istercesine tek duran yatağa yöneldi:

— Ben burada yatarım.

— Peki, dedi Yusuf.

Ve kendini rahat bir şekilde ranzanın alt katında bulunan sert yatağa attı. Bu hareketin üstüne Ekrem, gözlerinin üstünden sert bir bakış attı Yusuf’a. Öğretmenin sert bakışına tutulmuş yaramaz bir öğrenci gibi toparlandı Yusuf. Ekrem’in ciddiyetine bürünme ihtiyacı hissederek yataktan doğruldu. Dik bir şekilde oturdu. Boğazını temizledi:

— Ne iş yaparsınız Ekrem Bey? Bu şehre geliş sebebiniz nedir?

— Mali müşavirim ben, halletmem gereken işler vardı.

Yusuf, ince yüzüne dökülen perçemlerini eliyle yana atarken:

— Anlıyorum, dedi. Ben bilmiyorum niye buradayım. Dahası nerede olduğumun bir önemi yok sanki.

Ekrem gözünü elindeki gazeteden kaldırmadan:

— Hımm, diyerek sustu.

Yusuf bu zoraki muhabbetin son nefesini vermek üzere olduğunu hissediyordu. Uzanıp uyumaya çalıştıysa da uyku tutmadı bir türlü. Gecenin ikisinde, battaniyeyi kafasına çekmiş olan adamın sessizce ağladığını duyuyordu.

 

Meslek Dersleri Öğretmeni / Başakşehir Ömer Döngeloğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi