Empati, altı sesten oluşan, bakıldığında kısacık ancak biraz düşününce içinde okyanus kadar derin anlamlar bulunduran bir kelime. Aslına bakılırsa sandığımızdan daha da elzem bir duyguyu ifade ediyor.
Empati, insanda var olduğuna inanılan bir meleke. Hayvanla insanı birbirinden ayıran önemli unsurlardan biri. Ne demektir bunlar? Sahi, empati nedir ki?
Benim tanımımca empati, elimizden geldiğince kendimizi karşıdaki kişinin penceresinde hayal etmek ve onu anlamaya çalışmaktır. Peki, ya bu ne işe yarar? Karşımızdakine farklı bir bakış açısından bakmamızı, davranışlarını ve düşüncelerini anlamlandırmamızı sağlar. Bu denli önemli olan empati duygusunun eksikliği, ailevi ve toplumsal hayatımızda kendini çokça fark ettiriyor.
Ne yazık ki hiçbirimiz empatiyi tam olarak hayatımızın her alanında kullanmıyoruz. Ben az da olsa içimizde böyle bir duygunun kaldığına inanıyorum. Sadece yapmamız gereken içimizde bir yerlerde gizlice soluklanmaya çalışan bu duyguyu boğulmadan fark etmek. Yoksa icat ettiğimiz robotlardan ne farkımız kalır? Sadece belirli bir koda göre hareket eden, duygudan yoksun bencil robotlardan…
Fark ettiniz mi siz de, herhangi bir olayla karşılaştığımızda genellikle suçu hemen karşımızda buluyoruz. Bir an bile “Neden?” demiyoruz. O kadar aldanmışız ki kendimize, her zaman haklı olduğumuzu düşünüyoruz. Peki, bu mümkün olabilir mi? Hep biz doğruysak bir yerlerde yanlışlık yapan kim?
Bazı kişilerin hayatında kahramanken bazılarının hikâyesinde kötü karakteriz. İnsan, hâliyle “Ben, her zaman benim. Nasıl oluyor da hem iyi hem kötü karakter olabiliyorum.” diye sorma ihtiyacı hissediyor. Bunu kişiden kişiye değişen bakış açısıyla ilişkilendiriyorum. Empati de işte burada devreye giriyor. Karşımızdaki kişinin yerine mistik bir geçiş yapıyoruz ve davranışlarını anlamlandırmış oluyoruz. Bu sayede olaya çok yönlü bakabiliyor, bir yanlışlık yaptıysak da fark edebiliyoruz. Fakat biz genelde “Ya, bu şimdi neden böyle düşündü ki? Belki de ben bir yerlerde hata yapıyorum.” diye düşünmüyoruz. Oldu ki beynimizden böyle bir düşünce geçti, hemencecik aldatmaya başlıyoruz kendimizi. “Unuttun mu hemen? O da sana böyle söyledi. Bunu sana nasıl yapar?” diyoruz. “Neden böyle yaptı?” diye düşünmüyoruz. İzin vermiyoruz kendimize, o içimizde bir yerde, sinmiş vaziyette bekleyen empati duygusunun ortaya çıkmasına izin vermiyoruz. Benlik duygusu gözümüzü öyle kör etmiş ki kendimizden başka birisini göremiyoruz, görmek de istemiyoruz. Aslında ilk önce bu bencilliğimizi köreltmemiz gerekiyor. İnsan topluma ihtiyaç duyar. Evet, tabi ki kendimizi düşünmeliyiz fakat bunu farklı bir boyuta taşımamamız gerekiyor. Çünkü bu fazla benlik duygusu asıl zararı çevremize değil, kendimize veriyor.
Nedenleri düşünmek yerine nasıllarda takılı kalıyoruz. Aslında kendimize yanlış soruyu soruyoruz. Nasıllar yerine nedenler hakkında düşünsek hayat hepimiz için daha yaşanılır olur. Çünkü empatinin olmadığı bir toplumda ne biz anlaşılabiliriz ne de toplumu anlayabiliriz. Kendimizi değiştirirsek toplumu değiştiririz. Zira biz toplumun ta kendisiyiz!