Ehlidünya, Ehliukba

Enes Kavas
Enes Kavas

 

Rahman ve Rahim olan, cümle mahlukatın rızkını veren, dilediğini aziz ve dilediğini zelil kılan, “Ol!” deyince olduran, mü’minleri İslam ile müşerref kılan âlemlerin Rabbi, Allah’ın adıyla. Salat ve selam Allah’ın resulü, habibi, fahri kâinat Hz. Muhammed Mustafa (sav)’nın, onun ashabının ve ehli beytinin üzerine olsun. 

Dünyevi meşgalelerin insanların ekseriyetini pençesi altına aldığı bu günlerde insanın künhünü teşkil eden maneviyat ve anlam arayışı önemli bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaratılış gayesi Rabbini bulmak, onun esma ve tecellilerini temaşa etmek ve bu vesileyle Allah’ı tanımak olan insan; çocukluk çağından itibaren imtihan vesilesi kılınan bu dünya hayatı için bir yarışa sokulmaktadır. Dünyevi makamlar ve maddiyat uğruna bir ömür heba edilmekte, geçici olan zevkler uğruna Bâkî olan Rahman’dan uzaklaşılmaktadır. 

Hz. Peygamber “Dünya müminin zindanı, kafirin ise cennetidir.” buyurmuştur. Gayesi dünyevi lezzetler ve makamlar olan insanın hali hapishanede mahkûm olan ancak kaldığı koğuştan çıkmaya çalışmayan, hatta bir gün hapishaneden azat olunacağını unutarak tüm meşguliyetini ve maddi imkanlarını hapishanedeki hücresini tezyin etmek için harcayan kimseye benzer. Elbette mahkûm, bu koğuş güzel ya da çirkin olsa da bir müddet sonra hapishaneden azat olunacaktır. Asıl hayatın hapishanenin dışında olmasına karşın mahkûm, ısrarla yüzünü asıl dünyaya açılan pencere yerine odasının karanlık köşelerine dikmiştir. Bu kişi bir gün dışarıya çıkacağını unutmaktadır yahut hapishane günlerinin sonrası için değil mahkûm olacağı kısacık bir süre içerisinde keyfi ve nefsani istekleri için gayret göstermektedir. Halbuki bu insan bilse ki bu hapis hayatı bir gün son bulacaktır, bir gün dışarıya çıkacak ve özgür kalacaktır. O vakit ne kaldığı hücreye ne de hapishaneye gerektiğinden fazla ehemmiyet verir. Asıl hayatın ve mutluluğun hapishanenin dışarısında olduğunu bilir ve cümle nimetlerden mahrum kaldığı bu hapishaneden çıkmak ve daha güzel bir hayat kurmak için gayret gösterir. 

Peki bu dünya zindanından muhakkak bir gün çıkacak insan ne yapmalıdır ki özgür kaldığında sefil, mecruh ve yalnız kalmasın; sonsuz mutluluğa, Allah’ın selamına ve sayısız nimete vasıl olsun; içerisinde bulunduğumuz bu dünya hapishanesi bu kadar renkli, şaşaalı, insan nefsine hoş gelen yüzlerce tuzakla doluyken hapishanenin dışarısını, neden hapiste olduğunu, bu hapishaneyi neden inşa ettiklerini, neden kendisinin mahkûm olduğunu düşünsün; gözlerini bu dünya hapishanesinde açan insanoğlu nasıl onu hapishaneye koyan, onu her daim gözleyen, rızkını yollayan, kimisini varlıkla ve zenginlikle imtihan eden, kimisini yokluk ve fakirlikle imtihan eden bu hapishanenin sahibini tanısın? Bu hapishane ve içerisindeki cümle mahlukatın Hâlik’ı olan Allah’ın bu işten muradı nedir? 

 

İşte bu soruları sormaya başlamak hakikate kapı aralayan kişinin dünya sevgisi ile üzerine perdeler gerilmiş maneviyatını uyandıran mühim birer adımdır. Öyle ki dünya hayatına mahkûm edilmiş “beşerler” bu sorgulama nihayetinde “insan” olma vasfını kazanırlar. Kısacık ömürlerinde ubudiyeti gözeterek hayatlarını tanzim eder, Allah’ın rızasını kazanmak için birbirleriyle yarışırlar. Kur’an-ı Kerim’de “emaneti yüklenen varlık” şeklinde zikredilen insan, bu emaneti muhafaza etmesi halinde eşref-i mahlukat olur. Bu suretle esfel-i sâfilinden ahsen-i takvime, cehennemin en alt tabakasından cennetin en yüksek mertebesine, Allah’ın celalinden cemaline vasıl olurlar. Akıllı insan cüz’i bir vakit faydalanacağı ve daha sonra terk edeceği kısa bir gölgeliğe bir ömür adar mı? Hakikatte senin olmayan, daimi olmayan ve geçici bir faydadan ibaret olan dünya hayatı için sonsuz ve tükenmeyecek olan ahiret yurdu takas edilebilir mi? İnsanın kalbindeki anlam arayışını geçici zevkler, nefsani istekler doldurabilir mi? 

Eser:Gülsemin Velidedeoğlu

 

Günümüzde insanların yaşadığı en büyük buhran yukarıda zikredilen soruların cevaplarını içerisinde mahkûm oldukları hapishane yani dünyada aramalarından kaynaklanmaktadır. Cevap, yani hakikat ise Allah tarafından ilk insan ve peygamber Hz. Âdem (as)’den son peygamber ve fahri kâinat Hz. Muhammed (sav)’e kadar insanlara tebliğ edilen tevhit inancında yatmaktadır. Yüce yaratıcının bu dünyaya insanları imtihan etmek için yolladığını bilen bir insanın kalbinde ahiret sevgisi, dünya sevgisine galebe çalmıştır. Bu dünya hayatı, ne kadar insanı cezbedici nimetlerle süslenmişse de en nihayetinde mü’minin hapishanesidir. Hz. Peygamber (sav) “Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet ise nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır.” buyurarak bu durumu en mücmel şekilde ifade etmiştir. Aziz Mahmud Hüdaî’nin de söylediği gibi: 

     Ehl-i Dünya Dünyada

Ehl-i Ukbâ Ukbâda

   Her Biri Bir Sevdada

   Bana Allah’ım Gerek

 

 


 Müslim, Cennet, 1

 Ahzâb Suresi 72. Ayet 

 Buhârî, Rikak 28

 

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni/Yeni Doğu Okulları