Uzun Gecede

Hilal İnal
Hilal İnal

Uzun gecede, gitgide derinleşen bir karanlığın altında beyaz kar örtüsü zapt ediyor her yeri. Dışarıdayım.  Çevremi saran karanlık, karın soğuğundan ziyade iliklerime işliyor. Kısa bir an algılarım kapanıyor sanıyorum. Ama o kar… Beyaz örtü, karanlığın içindeki ışığı hatırlatır gibi bir uyanış yaymaya başlıyor. Sanki evren, kendi sessizliği içinde bir huzur atmosferine davet ediyor insanı. Bu ışıldayan beyazlık, geceye meydan okuyan bir güç gibi, çok zarif bir dünya gibi iyice hissettiriyor varlığını.

Adımlarımı sıklaştırıyorum; her kar tanesi altında bir hikâye gizliymiş duygusuyla yürüyorum. Tipi yüzüme yüzüme vuruyor; alnımı, ellerimi kesiyor ama beni durdurmuyor. Daha doğrusu devam etmek isteğiyle doluyorum. Yol o kadar da kapanmış sayılmaz. Yüreğimdeki o dayanıklı kıvılcım, soğuğun içinde sımsıcak bir kalkan gibi yanmaya devam ediyor. Bu gece, o kıvılcımı daha çok hissediyorum.

 

Başımı gökyüzüne kaldırıyorum. Aysız, derin, sınırsız bir karanlık… Ama bu garip boşluğun içinde dahi bir umut var. Sanki bu karanlık, bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor: Her beyaz örtü, karanlık bir toprak üzerinde yükselir. Ve o toprak, içinde hayat taşır. İşte karın altındaki yaşam… Kış, ölümü çağrıştırsa bile bence yaşamın nefes almak için durakladığı bir mevsim. Her sessizlik, bir tohum gibi; zamanı geldiğinde patlıyor ve büyüyor.

 

Bir an duruyorum. “Eve varmak nedir?” diye soruyorum kendime. “Eve varmak, yalnızca bir yere ulaşmak mıdır yoksa içindeki huzur özlemine kavuşmak mı?” Hayat boyunca eve vardığımızı düşündüğümüz birçok an aslında bir başlangıçtır. Beyazlık, bunu anlatıyor gibi; her şey biter gibi görünür ama aslında her şey yeniden başlamaktadır.

 

Beyaz kar tanelerine bakıyorum. Her biri eşsiz ama birlikte sonsuz bir manzara oluşturuyorlar. Bu, insan hayatını oluşturan insanlık özü gibi. Her birimizin ayrı yolları, ayrı hikâyeleri var ama bu yollar bir araya geldiğinde, dünyanın güzelliğini oluşturuyor. Hayatın birikiminde, her deneyim bir kar tanesi gibi toprağa düşüyor ve birbirine ekleniyor. Her şey bir bütünün parçası.

 

Ellerim donmuş ama içimde garip bir sıcaklık var. Çocukluğumdan gelen bir his bu; o ilk kardan adamı yaparken hissettiğim o masum sevinç. O sevincin izi hâlâ burada, her adımımda yanımda. İnsan büyüdükçe bazı şeyleri kaybettiğini sanıyor fakat aslında hiçbir şey kaybolmuyor. Kar tanelerinin yere düşüp toprağa karışması gibi, tüm yaşadıklarımız içimizde birleşerek bizi öteye itiyor. Derinlere, daha uzak ufuklara.

 

Eve doğru ilerliyorum, tipi tüm şiddetiyle yüzüme çarparken bile adımlarımda bir rahatlık var. Hayatın her ânı bana bu beyazlık kadar parlak bir hakikat sunuyor: Her şey geçici ama geçiciliğin içinde bir sonsuzluk var. Her kar tanesi, her adım, her nefes… Hayatın kendisi.

 

Kapıya vardığımda bir an durup geriye bakıyorum. Tipinin içinde kaybolan ayak izlerime. “Geçmiş,” diyorum kendi kendime, “Bizi taşır, ama orada yaşamaya devam etmemize gerek yok. Her adım ileriye doğru atılmalı.”

 

Kapıyı açıyorum. İçeriden yayılan sıcaklık, tüm bedenimi sarıyor. Ama biliyorum ki o sıcaklık yalnızca ortamdan değil; içimdeki kıvılcımlardan da geliyor. Bu gece, soğuğun içinde gördüğüm o beyazlık, bana tek bir şey fısıldıyor: Hayat şimdiden öteye kıvrılan mucizevi bir yol.

Öğrenci / İTO Başakşehir Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi