Sıcak Çay

Sümeyye Barbara
Sümeyye Barbara

Derin bir nefes alırken gözlerimi yumdum ve başımı geriye yasladım. O esnada bunun bile ne kadar değerli olduğunu düşündüm. Her gün farkına dahi varmadan teneffüs ettiğimiz hava, bir hastane odasında günlerce tıkılı kaldıktan sonra nasıl da yeniden doğmuş gibi hissettiriyordu insana. Elimizin altından gidene kadar özgürlüğün içerisinde bir tutsak gibi yaşadığımızı anlayamıyorduk. 

Bu mevsimin verdiği hüznü hiç sevmezdim. Fakat az da olsa iyi hissetmek için kısa süreliğine hastanenin bahçesine çıktığımda beni karşılayan renkler ruhumu öylesine kavramıştı ki bundan böyle sonbaharı sevmemek nankörlük olurdu. Gözlerim sarının her bir tonuyla teker teker buluştuğunda hepsinin bana gülümsediğini görüyordum. Ama öyle gülümsemeler vardır ki dikkatli bakınca ardında derin bir acıma duygusu görürsünüz. Yerde kıpırtısızca duran yaprağın kahveliği buruk bir his bırakır içinizde. Ardından bir yel öyle aniden alıp götürür ki o cılız yaprağı; nereye savrulduğunu bile anlayamazsınız, içinizdeki buruklukla takılı kalır gözleriniz boşlukta. Ya da henüz ağaçta asılı duran yaprakların her an düşebileceğini bilirsiniz. Yeşermek için başka baharları gözler ziynetleri bir bir kopup giden kurumuş ağaç. Gökyüzünde pare pare dağılan bulutlar bir çatı olsa da üzerinizde ne zaman birleşip sizi sırılsıklam edeceklerini bilemezsiniz. Kısacası güz dediğimiz bir yanılsamadan ibaret, gülümsemelerin ardında sahteliklerin saklandığı bir illüzyon. 

Bütün bunlar, bu mevsim, bu renkler avuçlarımın arasındaki çayın yükselen dumanları, oturduğum yerin altından geçip giden kedi bile bana acıyor, acı acı gülümsüyordu. Öyleyse ne farkları vardı insanlardan? 

İki avucumda kavradığım sıcak çayı dudaklarıma götürdüm. Soğuğun tüm sertliğine meydan okurcasına içimi yumuşacık etmişti. Bir yudum aldıktan sonra sonbahara tekrar şans vermeyi istediğimden etrafıma bakındım. Doğanın her bir detayını incelemekti arzum. Akşam ezanı okunmak üzereydi, gökyüzü koyu kızıla çalıyordu. Süratini artıran rüzgâr içimi ürpertse de ona veda etmek zor olacaktı. Yelin uçuşturduğu saçlarımın yüzüme gelmesi normal zamanlarda beni rahatsız ederdi. Şimdiyse onları yüzümden çekmek için hiçbir hamle yapmıyordum. Güzü hissetmek istedim; soğuğu, rüzgârı hissetmek istedim. 

Gözlerim kucağımdaki kozalağa takıldı. Çam ağacının altından aldığım bu kozalağı evime döndüğümde boyamak için içimde dinmeyen, çocuksu bir heves vardı. Şimdi içimi ısıtan çaydan aldığım yudumlar mıydı yoksa bu hayaller mi, emin değilim. Lakin son yudumum bitene kadar sağ salim eve döndüğümde yapacaklarımı düşledim. Havanın soğukluğunu her yok sayışımda ılık bir umuda şans veriyordum. Ardından artık gitme vaktimin geldiğini bilerek ayaklandım. Üzgünüm sonbahar, seni hâlâ sevemiyorum. Sen de herkes gibisin, acıyorsun bana. 

Öğrenci / İTO Başakşehir Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi