Ramazan Ayı ve Kadir Gecesi

Yusuf Akgün
Yusuf Akgün

Bizleri on bir ayın sultanı, “Şehr-i Ramazân”a kavuşturduğu için Hak Teâlâ’ya (c.c.) şükürler olsun. Çok kıymetli manevî hediyelerle ziyaretimize gelen bu ayın değerini bilmeli, ona lâyık bir ağırlamada bulunmalıyız. İçinde insana seksen yılı aşan ömür sevabını kazandıran “Kadir Gecesi”, bu mübarek ayın muhteşem bir hediyesidir. Ramazan ilâhî ikram ve ihsanın katbekat arttığı bir mevsim olduğundan, kulluğun da buna paralel artması gerekir. Mesele; rahmet pınarı gürül gürül akarken kapları doldurma meselesidir. İnsan ömrü çok kısa… Geçen her zaman, insanın ömrünü eksiltip eceline yaklaştırır. Geri gelmeyecek kıymetli zaman dilimlerinin iyi değerlendirilmesi mühimdir. Ömür, insanın mülkü değildir, Allah’ın emaneti olan bir nimettir. Kazançsız geçirilen her an, sermayenin zayi olmasıdır. Peygamberimiz (s.a.s.), “Cibrîl (a.s.) bana göründü ve; ‘Ramazan’a erişipte günahlarından, kirlerinden arınmadan çıkana yazıklar olsun!’ dedi. Ben de ‘Âmîn!’ dedim.” buyurmuşlardır. O halde, Ramazân-ı Şerîf’in gece ve gündüzlerini lâyıkı veçhile ihyâ ettiğimiz takdirde, günahlardan arınma ve affedilme fırsatı bizleri bekliyor demektir.

“Başlangıcı rahmet, ortası bağışlanma ve sonu cehennemden kurtuluş” olan bu ayın, toplumda yaptığı olumlu etkiyi başka şey sağlayamaz. Ramazan, kulluk bilincinde derinleşme ayıdır. Bu seneyi son Ramazanımız olabileceği düşüncesiyle değerlendirmeliyiz. Buna göre ibadetlerimizi yoğunlaştırmalı; her ibadet sürecini ölmeden önceki “son şans” bilinciyle hakkını vererek eda etmeliyiz. Çevremize baktığımızda geçen Ramazan’da aramızda olan yakınlarımız ve tanıdıklarımızın bu aya ulaşamadıklarını, bizim de seneye bu nimete kavuşup kavuşamayacağımızı bilemediğimizi iyi idrak etmeliyiz. Öyleyse bu mübarek ayı geçmiş ömrümüzün bir muhasebe ve murakabesi olarak görmeli; bu bilinçle kalan hayatımızın dünyevî ve uhrevî sorumluluklarını da hakkıyla eda etmeye çalışmalıyız.

Ramazan, Yüce Kitabımızın diliyle aynı zamanda “Kur’an Ayı”dır. “O Ramazan ayı ki, Kur’an onda indirilmiştir. O Kur’an insanlara doğru yolu gösteren, doğruyu eğriden ayıran açık delillerle gelmiştir. Kim oraya erişirse oruç tutsun” (Bakara, 2/185). Tilâvet edene ve muhtevasına göre amel edenlere cennetin kapılarını açacak olan Kur’ân-ı Kerim, bu ayda (Kadir Gecesi’nde) nâzil olmaya başlamıştır. Ramazan’ın manevi iklimini teneffüs eden müminler, Kur’ân’a daha fazla yoğunlaşarak Yüce Allah’ın (c.c.) rızasını ve manevî ikramlarını niyaz ederler. Allah Resûlü’nün (s.a.s.) Ramazan’a olan özlemi ve bu konudaki mübarek sözleri şöyle anlatılır: “Fahr-i Âlem Efendimiz (s.a.s.) Ramazan ayını hasretle beklerdi. Yolunu gözlediği sevgiliye kavuşunca, vuslatın verdiği haz ve neşeyle mübarek ayın feyzini coşkuyla anlatırdı. Şöyle buyururdu:

“Sevap olduğuna inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır. Allah Teâlâ, kendi rızâsı için oruç tutanı, cehennem ateşinden yetmiş yıl uzaklaştırır. Ramazan gelince, cennet kapıları ardına kadar açılır; cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zararsız hale getirilir. Cennetin sekiz kapısı vardır. Bunlardan birinin adı Reyyân’dır. O kapıdan sadece oruçlular girecektir. Oruçluların sonuncusu da içeri girince Reyyan kapısı kapanacak. Bu kapıdan girenlere bir içecek ikram edilecek; onu içen bir daha susuzluk çekmeyecek.”

Ramazan ayı ve orucun müminlere kazandırdığı dünyevî ve uhrevî, ferdî ve sosyal faydaları saymakla bitmez. Oruç, günahlara karşı bir kalkandır. Ramazan’da suçların azaldığı emniyet istatistiklerinde görülmektedir. Oruç insana; sabr-u sebât, azim, kanaat, takvâ, yardımseverlik ve empati gibi birçok meziyet kazandırır. Bu mübarek ayın ibadetlerini ve kazançlarından bir kısmını burada bir defa daha özetlemede yarar vardır:

Oruç nefsi terbiye eder, iradeyi güçlendirir, ahlakı güzelleştirir, ebedî kurtuluşun yolunu açar. Müminin oruçlu hali bütün bedenine, iç ve dış organlarına yansır. Oruç tutan mümin, Allah’a karşı görevini yerine getirmiş olmanın iç huzurunu ve mutluluğunu yaşar. Ramazan orucunu tutanın ve oruçluya iftar verenin günahları bağışlanır, Cehennem azabından kurtulmasına vesile olur.

Gündüzünü oruç (savm) ile geçiren mümin sağlığını korur. Bir tür senelik fizyolojik ve biyolojik perhize/molaya giren mide ve sindirim organları yıl içindeki görevlerine daha hazır hale gelir. Bu nedenle Peygamberimiz (s.a.s.), “Oruç tutunuz, sıhhat bulunuz.” buyurmuştur.

Gecesini terâvih ve teheccüd namazlarıyla geçiren müminin rûhu olgunlaşır; kötü duygu ve düşüncelerden arınır. “Seher vaktinde” uyanık olması ise, sağanak halinde yağan rahmet yağmurlarına kavuşma zamanıdır. Seher vakti, sahur vaktidir. Allahü Teâla sahura kalkanları bağışlar, melekler de onlara dua ederler.

Tövbe kapısının sonuna kadar açık olduğu geceler, gün ve aylar, mağfiret için eşsiz fırsatlar sunar. Özellikle “bin aydan daha hayırlı” (83 yıllık ömre bedel) olan “Leyle-i Kadir”in (Kadir, 97/1-5) de içinde yer aldığı Ramazan ayı, kendisiyle beraber bize çifte imkân sağlar. Sanki bize, gece ve gündüzüyle otuz gün boyunca, “kaçırma bu şansı!” diye haykırır.

Ramazan’da müminlerin bir arada coşkuyla sarıldıkları dinî rutinler, gönül dünyalarını birleştiren ferdî ve sosyal dinamiklerdir. Cemaatle kılınan günlük vakit namazları, zikirler, terâvihler, Kur’ân mukabeleleri ve son on günde hasretle beklenen “mübarek gecede” (Duhân 44/3-4; Kadir 97/1-5) yapılan yakarışlar, Ramazan’ın gönül ve inanç dünyamıza yaptığı muhteşem etkinin tezahürleridir.

Ramazan, toplumsal birlik ve dayanışmanın sağlanmasına iyi bir fırsat oluşturur. Bu ayda iftar sofraları ve çadırları kurulur. Akrabalar, yaşlılar, hastalar, şehit ve gazi yakınları daha sık ziyaret edilir. Ramazan ayı vesilesiyle müminler mâli yükümlülüklerini behemehâl gözden geçirir; zekât, fitre ve sadakalarını ihtiyaç sahiplerine ulaştırarak mübarek ayın feyzinden istifade etmek isterler. Yürekleri ısıtan paylaşma ve sosyal yardımlaşma ahlâkı, bu ayda zirveye ulaşır. Ayrım yapılmaksızın yeryüzünün mazlum ve mağdurlarına, özellikle de İslâm coğrafyasına yardım eli uzatılması, müminlerin eşsiz hasletleri arasındadır.

Ramazan’da dikkat edilmesi gereken birkaç hususu da ifade etmekte fayda var: Birincisi, kulluğun ömür boyu devamlılığı meselesidir. İbadetler, hayır ve hasenâtlar Ramazan’la sınırlı kalmamalıdır. Halk arasında buna “Ramazan Müslümanlığı” denilmektedir ki, bu algıyı yıkmak şiarımız olmalıdır. Nasıl ki, Hak Teâlâ’nın (c.c.) rahmeti ve ikramı daimi ise, kulluk vazifesi de daimi olmalıdır. İkincisi, günümüzde verilen bazı iftarlar… Özellikle fakir fukara için kurulması gereken sofralar, dinimizin istediği amacın dışına çıkarak birtakım manzaralara sahne olmaktadır. Yemek israfları da bunun cabasıdır. Elbette akraba, dost, meslektaş kaynaşması gibi sebeplerle kurulan sofralar olacaktır. Ancak hadis-i şeriflerde faziletinden çok bahsedilen iftarlar, fukaraya mahsus olanlardır. Üçüncü husus, müminin orucunun makbul olabilmesi için hadis-i şeriflerde belirtildiği üzere, “bütün azalarına oruç tutturması”, yani günahlardan sakınması, takvâ sahibi olmasının gerekliliğidir.

Son olarak, Ramazân-ı Şerîf’le ilgili zarif bir geleneği naklederek yazımızı noktalıyoruz: “Osmanlı saray ve konaklarında verilen iftarlara mutlaka fakir kimseler de davet edilirdi. Yemekten sonra ev sahibi misafirlerine: ‘Misafirim oldunuz, benim için yol yürüdünüz, yemek yerken dişlerinizi yordunuz, bu da sizin dişinizin kirası olsun.’ diyerek ‘diş kirası’ adıyla para ve çeşitli hediyeler dağıtır.”

Mevlâm (c.c.) bizleri, Ramazan’da cömertçe sunduğu fırsatları değerlendirebilen âgâh kullarından eylesin!

ETİKETLER:
Dr. Yusuf Akgün Malatya’da doğdu. Okul yöneticiliği de îfa etmiş olan Akgün, otuz beş yıllık öğretmenlik hayatının çoğunu Din Kültürü Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak sürdürdü. Başakşehir Meslekî Eğitim Merkezi’nde bu görevine devam etmektedir. Marmara Üniversitesi İlahiyât Fakültesi’nde lisans eğitimini, aynı üniversitenin “Tefsir” Bilim Dalı’nda yüksek lisansını (1994) ve doktorasını (2023) yaptı. “Kur’ân-ı Kerim’de İdeal Devlet Adamı Karakteristiği” konulu doktora tezini ve yüksek lisans çalışmasını kitaplaştırdı. Bazı tefsir kitaplarının da tercüme heyetinde yer aldı. Yazarın Kitapları: Fahreddin er-Râzî’nin, “Mefâtihu’l-Ğayb Tefsiri’nin 7, 8, 21, 22. Ciltlerinin Fihristi” (Arapça, tez), İlahiyat Yayınları, Ankara, 2023. “Kur’ân-ı Kerim Işığında İdeal Devlet Adamı”, Yörünge Yayınları, İstanbul, 2024. Tercüme heyetinde yer aldığı kitaplar: Müfessir İsmâil Hakkı Bursevî’nin, “Ruhu’l- Beyân: Kur’ân Meâli ve Tefsiri” adlı eserinin 2, 3, 4, 20. ciltleri, Erkam Yayınları, İstanbul, 2005, 2015.