Merhamet, insanın kalbinde açan en özel çiçeklerden biridir. Bizi biz yapan başkalarının acılarına dokunmamızı sağlayan kalbimize ilmek ilmek işlenen bir duygudur. Merhamet, bir çocuğun gözlerindeki masumiyette, yaşlı bir insanın yorgun yüzünde, yaralı bir kuşun çırpınışında kendini gösterir. Merhametli olmak, yalnızca bakmak değil; aynı zamanda hissetmek demektir. Diğer canlıların hissettiği acıyı ya da çaresizliği kalbinde hissetmek, bir başkasının mutluluğu ya da üzüntüsü için en az onlar kadar duygulanmak demektir.
Merhamet, bazen sokakta gördüğümüz aç bir kediyi doyurmaktır; bazen yalnız bir arkadaşımıza teselli olmaktır. Hiçbir karşılık beklemeden bir kalbe dokunmak, bir yarayı sarmak ve yüreğimizde o iyiliği hissedebilmek… Bu, insan olmanın en derin, en güzel ve en farklı yanlarından biridir. Bizi başkalarının acılarına duyarsız bırakmaz; aksine, onlarla birlikte ağlatır, onların yaralarına derman olmaya çağırır.
Merhamet, toplumun harcıdır aslında. Bir toplumda insanlar birbirine merhametle yaklaşabiliyorsa o toplum daha sıcaktır, daha güven doludur. Birinin yarası hepimizin yarası gibi olur, birinin mutluluğu hepimizin yüreğini ısıtır. Oysa merhamet olmazsa dünya soğur, insanlar birbirine yabancılaşır. Herkes kendi kabuğuna çekilir, başkalarının sıkıntılarını görmezden gelir. Böyle bir dünya ne kadar da acımasız olurdu ve oluyor da.
Merhamet eksikliği, Filistin’de, Doğu Türkistan’da, İran’da ve daha birçok ülkede her gün tanık olduğumuz acılarda kendini gösteriyor. Orada çocuklar korkuyla, insanlar güvenden yoksun bir yaşamla karşı karşıya. Merhamet olsaydı, masum insanlar bu haksızlıkları yaşamaz, çocuklar savaşın gölgesinde büyümezdi. Merhamet, aslında dünya üzerindeki her insan için barış ve adaletin temeli. Bu yüzden, acı çeken her coğrafyada insanlığın sesi olup yaraları sarmak, insan olmanın en asli görevlerinden biridir.
Merhamet eksikliğini başka yerlerde aramaya gerek yok; kendi ülkemizde bile her gün bunun acı sonuçlarına tanık oluyoruz. Kadınlara yönelik şiddet, katliamlar ve son dönemlerde sıkça yaşanan adaletsizlikler, toplumumuzdaki merhametsizliğin ne kadar derinleştiğini gösteriyor. İnsanların birbirine karşı duyarsızlaştığı, şiddetin ve öfkenin normalleştirildiği bir ortamda, en temel insan hakları bile hiçe sayılabiliyor. Oysaki merhamet, bir toplumun temel taşıdır; insanların birbirine sevgi, saygı ve anlayışla yaklaştığı bir dünyada, bu tür acılar yaşanmaz. Merhametin olmadığı yerde adalet zayıflar, masumlar korunaksız kalır.
Merhametli bir yürek, dünyayı güzelleştirir. Belki küçük bir iyilik, basit bir yardım eli, hiç tanımadığımız birinin hayatını değiştirebilir. Merhamet, karşılık beklemeden, sadece içimizden geldiği için yaptığımız iyiliklerde kendini gösterir. Aslında en çok da o karşılıksız iyiliklerde saklıdır insan olmanın güzelliği.



