Eski Ramazan/lar Hissiyatı

Selehattin Duman
Selehattin Duman

Ramazan’da eğlence olmalı mı? Bu konuya tepkisel yaklaşanlar olduğu gibi Ramazan-ı Şerif-i büyük bir coşkuyla yaşamak gereğini savunanlar da var. Televizyon ve sair iletişim araçlarında ve mahalli alanlarda tarihi Ramazan eğlencelerinin zamanımıza uygun sergilenişiyle bu konuda bir değişim ve dönüşüm yaşıyoruz.

Peki, eskiden durum nasıldı? Müslümanların Ramazan ayları, günleri, geceleri nasıldı? Ramazan’ın başı, ortası, sonu ayrı bir ruha bürünür; birçok gelenek ve görenekle zenginleştirilerek insanlarda tatlı hatıraların oluşumunu beslerdi. Özellikle çocuklar için bu etki daha fazlaydı. Günümüzde o günlerin çocukları bu günlerin büyükleri hatıralarının hoşluğuyla eski Ramazanlara öykünür durumdalar. Her biri kendi çocukluğunu, o zaman yaşadıkları Ramazan gecelerini ayrı bir özlemle yâd ederken bugünden o güne bakışı çocukçalaştırdıklarının farkında olamamaktadırlar. Özledikleri kendi eğlenceli Ramazan gecelerinde büyüklerinin ne yaptığı ve ne yaşayıp ne hissettiğini hatırlamadan, özümsemeden kendi çocukluklarına dair hatıralarına koşuyorlar. Hâlbuki her çocuk kendi çocukluğunu zihnine kazıyarak kaydeder ve ileriki yaşlarda o günleri çok güzel günler olarak hatırlar. Bugünkü çocuklar için de geçerlidir bu ve onlar da büyüyünce ah eski Ramazanlar diyecekler. Bundan kesinlikle eminim. Çünkü onlar da kendi çocukluklarının güzelliklerini biriktirmektedir hatıralarında ve onları hatırlayıp aynı şeyi söyleyecekler. Şimdinin büyüklerinin özledikleri ise aile üyeleri, akrabalar ve komşular arasında yaşanan samimiyet… Masumiyet, mahrumiyet ve Ramazanın bereketiyle bayrama erişilirken alınan bayramlıkların, bayramlarda verilen harçlıkların coşkusudur özlenen. 

Eski Ramazanlarda evlerde hanımlar, camilerde erkekler mukabele dinlerdi. Keza evde işyerinde herkes bir de kendine hatim okurdu. Akşam iftar sofralarına fakir fukarayı davet ederlerdi. Mensup olduğu köy, dernek, vakıf ve manevi iklimi birlikte hissettiği arkadaşlarını iftar sofralarına davet ederken evlerde inanılmaz bir heyecan ve coşku olurdu. İftarda yaşanan paylaşım mutluluğu cemaatle kılınan akşam namazlarının ardından alelacele içilen bir iki bardak çay sonrası teravih koşturmacası yaşanırdı. Neredeyse tüm aileler çoluk çocuk camilere koşardı. Kadınlar kendilerine ayrılan bölümde erkekler kendi bölümlerinde çocuklar ise kızlar anneleriyle erkekler babalarıyla cemaatte saf tutardı. Namaz sonrası herkes yavaş yavaş eve dönerken yaşı küçük çocukların korkup dışarı çıkamayacağı saatte bile sokaklar şen olurdu. Yaşanan şey mahalle ya da sokak ölçeğinde oyunlar, eğlenceler ve akabinde sahur hazırlığı telaşında olan annelerin eve çağırmaları sonrası ertesi gün oruç tutacak olmanın verdiği heyecanla sahur beklenirdi. Kimi çocuklar uykuya yenik düşerken kimi ısrarla beklerdi imsak vaktini. 

Bazı şehirlerde hâlâ uygulanan iftar ve imsakte top atışı kimi zaman hayat kurtarıcı rolü üstlenirdi. Mesela özellikle elektrikler gitmişse ki o zamanlar sık yaşanırdı bu top atışı net bir ilan-ı kati olarak dikkate alınır ve ya oruç açılırdı ya da oruca başlanırdı. Bazen sırf top atışını dışarıda ve gerçek sesiyle duymak için bekleyerek eve haber getiren çocukların neşesiyle dolardı evler, iftar sofraları. Sahurlarda bir gözü açık çocuklara anneleri iki lokma yesin diye yürüttüğü mücadele şimdilerde keşke o zaman kamera olsaydı da kaydetseydik seni diye sohbeti neşelendiren anıların yaşandığı günler. Şimdi de benzer sahneler yaşanmıyor değil. Kendi çocukluğumuzdan çağırdığımız bu hatıralar bizi derin bir hüzne eşlik eden iç huzuruyla doldurmaktadır. 

Çocukluğumun bir kısmı kendi memleketimde bir kısmı da yakın bir şehirde geçmişti. Bunlardan benim memleketimde olan Ramazan eğlencesi Ramazanın on beşinci gecesindeki kutlama idi. “On beşi” hem hâlâ devam etmekte hem de tüm nesillerin ortak neşesini teşkil etmektedir. On beşinci gece çocuklar tüm evlerin kapılarını çalar ve evden yapılacak ikramları toplarlar. Şekerlemeler, çikolatalar, kuru kayısılar, kuruyemişler… Aklınıza ikramlık ne gelirse onların sunulduğu bu gece gezisinde istisnasız her kapı çalınır ve bir şeyler alınırdı. Hazırlığı olmayanlar küçük miktarlarda harçlıklar da verirdi. Gecenin o saatinde bakkallar kapalı olacağına göre ertesi gün de oruçlu olacağı için çoğu çocuk para verilmesine diğer ikramlıklar kadar sevinmezdi.

Yaşadığım ikinci şehirde daha farklı bir uygulama vardı. Ama ben ilk şoku “on beşi” gecesinin kutlanmadığını öğrendiğimde içimden o çocuk aklımla “Bunlar nasıl Müslüman?”, “On beşi nasıl olmaz?” diyerek üzüntümü dile getirmiştim. Orada ise bayram öncesi son oruç günü “Arafalık” adı verilen benzer bir uygulama olduğunu Arife günü farketmiştik. Kapı çalınıp “Arafalık” isteyen çocukları karşımızda görünce sadece bize göre farklı bir uygulama olduğunu anlamıştım. Ama yaşım bu eğlenceye katılmaya pek uygun değildi artık. Kapı kapı dolaşılan bir Ramazan eğlencesinde çocuklardan sayılmanız elzemdir. Hane mahremiyeti dolayısıyla ergenlik çağına yaklaşan çocuklar artık o eğlenceye katılmazlardı. Onlar büyüdüğünün farkına vararak camilere giden babalarıyla ibadet arkadaşı olmayı tadarlardı. 

Hâsılı tüm zamanlar, tüm Ramazanlar güzeldi/r. Yeter ki yaşanan anda gerekli olanı yaşayıp ihtiyaç olanı almayı bilsin insan. Tüm maneviyatıyla Ramazan ruhumuzu kuşatmak için yola çıkmış gelmekte. Eski büyüklerin yaptığı gibi çocuklarımız Ramazan’ı doyasıya yaşarken biz de hem çevremizdeki güzel insanlarla iftar sofralarımızı paylaşarak bereketi en derin şekilde hissedebiliriz hem de tüm aile üyelerimizi de yanımıza alarak camilerin kubbelerini dualarla, âminlerle, salavatlarla, tekbirlerle doldurarak ruhumuzu Ramazan’ı bize verenin katına yükselebiliriz. Ramazan çocuklarda bedenin büyüklerde ruhun şen olduğu zamanlardır. Çocukluğumuz gibi ruhumuz da şen olsun. Ramazan şen olsun. Bayram neşe dolsun. Dualarla, zikirlerle, okunan Kur’an’larla, iftarlar ve sahurlarla günümüzü gün edip bu Ramazan-ı Şerifte doyasıya ruhumuzu şen edelim, çocuklarımızla ibadet neşesiyle neşelenelim, eğlenelim inşallah.

 

                        

   

Yazarın Kanbahar ve Kıyam Türküsü isminde iki kitabı vardır. Halen İTO Başakşehir Anadolu İmam Hatip Lisesinde Meslek Dersleri Öğretmenliği yapmaktadır.